Güz Akademi-Haberler
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gılgamış ve Hunbaba destanı ile Algının zaman ve mekana göre değişmesi;

 (gtag.js) Gılgamış  güçlü ve yakışıklı bir kraldı, omuzlarına kadar inmiş siyah saçları, beyazlamaya başlamış ve bıyığının süslediği yüzü, Kıyafetinden görünen kol ve bacaklarının adaleleri, uzun boyu, iri gövdesi ile çok güçlü görünüyordu. Halkı onu kendilerinden çok üstün ve farklı bulduklarından, onda bir Tanrısallık var diye düşünmüş ve vücudunun üçte ikisinin Tanrı, üçte birinin insan olduğuna inanmışlardı. Kral Halkını korumak için Uruk kentinin çevresine duvar yaptırmıştı ve halkı için bir tapınak inşa ettirmişti. Halkı tarım ve hayvancılıkla bolluk içinde yaşamaktaydı.

Gılgamış ölümün ona da geleceğini ve zamanı gelince öleceğini biliyordu ve halkının kendisini unutmaması ve adının ölümsüz olması için ne yapabileceğini düşünüyordu. Bu nedenle sedir ormanlarının bekçisi Humbaba'yı öldürmek istediğini arkadaşı Enkidu'ya söyledi.

Humbaba Anadolu'dan başlayan ve Lübnan kadar olan alanı kaplayan sedir ormanlarının bekçisiydi. Yüzü bir aslan yüzüne benzemekteydi ve bir devdi. Kulakları çok hassastı ve çok uzaktan dahi sesleri duyabilmekteydi, nefesi bir yakıcı ateşti  ve en az kükremesi kadar korkunçtu. Dikenlerle kaplı vücudu, aslan pençeleri ve bunlara ilaveten akbaba pençeleri ve kafasında çok kuvvetli ve keskin boynuzları vardı.  Tanrı Enlil Tarafından Sedir ormanlarını korumak üzere görevlendirilmişti.

O dönemde inşaat malzemesi olarak ağaç kullanımı yaygındı ve Humbaba ormandan ağaç kesmeye gelenleri parçalayarak öldürmekte ve ormanları korumaktaydı, halkın ağaç kesmeye başladıktan sonra bunun sonunun gelmeyeceğini bildiğinden, ormanların tükenmemesi için buraya kimseyi sokmamaktaydı. Gel gör ki halk Humbaba'dan şikâyetçiydi. Çünkü ormana giden erkekleri öldürmekteydi. Kadınlar ve çocuklar yalnız kalmakta, ağlamakta, ve üzülmekteydiler. Fakat kıymetli olan sedir ağacına olan talep insanları ormana çekmeye devam ediyordu. Humbaba bu gelenleri öldürmeye devam etti.

Destandaki Gılgamış ve Humbaba'yı kısaca tanıdık, destanın nasıl sona erdiğine değinmeden önce burada biraz duraklayıp ikisinin arasındaki savaşın nedeni olan sedir ağaçlarına bakalım.

Kutsal kitaplarda gücün, kuvvetin ve zenginliğin sembolüdür. Eski çağlarda devletler zenginliklerini ve güçlerini sedir ormanlarından alırlardı. Gılgamış Destanına konu olan savaşlar, sedir ormanlarına sahip olmak için yapılmıştır. Asurlular zamanında ise sedir tomruğu ve reçinesi, savaş ganimeti ve haraçlara konu edilmiştir

Sedir ağacı yüksek dağların eteklerinde yetiştiği ve uzun ömürlü olduğu için her zaman kutsal sayılan ağaçlardan biri olmuştur. Hititler de bu ağaca tanrısal bir güç izafe etmişlerdir. Hititlerin baş tanrısı olan Taru’nun (Toros dağlarının da adı buradan gelmektedir) kokusu olduğuna inanıldığı için, sedir ağacı dalları dinsel törenlerde tütsü olarak kullanılırdı.

Sedir ağacı dayanıklılığı ve hoş kokusu ile bilinen Anadolu’nun anıt ağaçlarından birisidir. Genellikle Toroslarda doğal olarak yetişen Toros sediri (katran ağacı) yüksek kayalıklı tepeler üzerinde bir çadır gibi açılan kolları ile sanki tüm Anadolu’yu örtmektedir.

Bir yetişkin sedir ağacı bin yıldan fazla yaşayabilmektedir. Kumluca Karacaören köyü yakınındaki Dibek Tabiatı Koruma Alanı’nda bulunan ve yöre halkının “Ambar Katran’ olarak adlandırdığı sedir ağacının yaşının tam 2326 olduğu hesaplanmaktadır.

Destanımıza devam edecek olursak;

Gılgamış ve Enkidu Hunbaba'yı öldürmek için yola çıkmadan önce yaşlılardan nasihat aldılar ve Büyük Kraliçe Ninsun'u ziyaret ettiler. Gılgamış Humbaba'yı öldürerek ülkenin yukarısında ve aşağısında barış olacağının teminatını vererek yola çıktı ve Hunbaba'nın yaşadığı ormanın kıyısına geldiler, Enkidu ormanda ona yol gösterici olmuştu.

Etkin İletişim ve Beden dili Eğitimi için Tıklayınız.

Humbaba ile yapılan savaşta fırtınalar, rüzgarlar Gılgamış'a yardım ettiler ve sonunda Hunbaba Gılgamışa teslim oldu. Humbaba, Gılgamış'a şöyle seslendi: "Gılgamış, beni bırakmalısın! Sen benim efendim olmalısın, ben senin kölen olmalıyım. Ben sana dağlarımın çocukları olan ağaçları devireyim ve onlardan senin için evler yapayım."

Engidu, Gılgamış'a şöyle dedi: "Humbaba'nın dediklerini dinleme! Humbaba'yı öldürmelisin!" Bunun üzerine Gılgamış, Humbaba'nın kafasını kesti ve Humbaba'nın kesilen başını bir sırığa dikti.

Hunbaba'nın öldürülmesi ile sedir ağaçlarının bekçisi kalmadı ve sedir ormanları kesildi. Anadolu'dan başlayan, Lübnan dağlarında biten sedir ağacı ormanları yok oldu.

Gılgamış Hunbaba'yı öldürdüğü için kahraman Kral oldu. Halk ise istediği gibi ormanları kesti.

Bu destanda anlatılanlara göre;

1. Gılgamış Hunbaba'yı öldüren bir kahraman olarak adını tarihe yazdırıyor. Kahraman Kral oluyor. Enkidu arkadaşına sadakat gösteren fedakar dost olarak görünüyor.

2. Hunbaba ağaçları çocukları gibi görüyor ve Hunbaba öldürüldüğü için sedir ağaçlarının bekçisi kalmıyor ve ormanlar yok ediliyor.

3. Halk ise ormanın bekçisi tarafından öldürülme riski olmadığı için rahatça ağaç kesiyorlar, ağaçlardan ev yapıyorlar ve kıymetli ağaçlardan para kazanıyorlar.

Algı yönetimi açısından; konuyu değerlendirdiğimizde,

Halk ise çıkarlarına bağlı olarak, Hunbaba'nın ölmesini arzu ediyor çünkü çıkarlarına göre beklentileri var. Gılgamış'ın kendi istek ve hedeflerine göre devi öldürerek kahraman olmak istemesi söz konusu, Halkın isteklerini kendi hedefine basamak yapıyor. Hunbaba ise hikâyede insanları öldüren bir kötü ejderha iken, Hunbaba ise yalnızca doğanın bekçisi olduğunu vurgulamakta. Hepsinin algılarının temelinde kendi ihtiyaç ve beklentileri var, kararlarını bu girdilere göre veriyorlar sonucunda davranışlarında değişiklik oluşuyor.

İş hayatında, satış pazarlama, yönetim, reklamlarda, politika, ikili ilişkilerde, sosyal hayatta vb birçok alanda bilinçli veya bilinçsiz olarak kullandığımız algı yönetiminde verilen mesaj ve beklenen davranış da zaman ve mekana göre değişiklik gösterebilir.

Algı yönetiminde mesajın verildiği zaman ve ortam son derece önemlidir. O tarihte Hunbaba bir ejderha iken günümüzde var olsaydı, herhalde toplumun kahramanı olurdu. Bunun nedeni ise toplumun bugün çevre koruma bilincinin yüksek olmasıdır. Toplum olarak böyle düşünürken; Bugün, Geçmişin Kahramanı Gılgamış kim diye düşünürsek, kendi çıkarları için doğayı tahrip etme isteği olanlar ve bu amacı gerçekleştirmek için para ve her türlü gücü kullananlardır diye düşünmek yanlış olmaz. Günümüzün Hunbaba ise Devlet olmalı ve yasalar ile doğayı korumalıdır.

Algı, Kişilere, zaman ve mekana göre değişmektedir, Peki ilk verilen mesajın çöküşünün  ve sonucunun farklı olmasının nedeni nedir?

Algı Yönetimin Çöküşü;

1. Algı yönetiminde ilk adım olarak insanların ihtiyaç ve beklentileri hedef alınmalıdır. İnsanlar inanmak istedikleri için inanırlar, inanma isteği ise ihtiyaç ve beklentilerine hitap etmekle başlamaktadır.

2. Verilen mesajın kaynağı ve kültüre uygun olması ile zamanlaması önemlidir, İhtiyacın ve beklentinin zamanlaması ile mesajın oluşturulma ve iletilme zamanı uyumlu olmalıdır.

3. Mesajın kaynağının güvenirliliği önemlidir, Güven duyulmayan bir kaynağın verdiği mesaj doğruda olsa hedefte beklenen etkiyi yaratmaz, istenen davranış değişikliği oluşmaz.

4. Çok farklı kanallardan verilen mesajların uyumlu olmaması veya kaynakların zamanlaması, kaynakların güvenirliliği mesajın etki yaratması bakımından önemlidir.

5. Verilen mesajların koordinasyonu ve merkezi denetimi çok önemidir, eğer koordine edilmeden verilen mesajlar çok ters etki yapabilir.

Önümüzdeki dönemde ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntılar ve güneyimizde Suriye'deki çatışmanın ülkemize yansımaları, terör örgütlerinin faaliyetlerinin uygun ortam yaratmak için kullanılacağını ve yaratılan uygun ortamda insanların beklenti ve ihtiyaçlarını hedefleyecek mesajları vermek için dış odakların ortak çalışmaları olacağını değerlendiriyorum.

Tüm iletişim kanallarından verecekleri mesajlar ile Devletin ve Devletin yöneticilerinin güvenirliliğine saldırıda bulunacaklarını ve bunun temeline insanların beklenti, ihtiyaçlarını basamak yapacaklarını düşünüyorum. Bu saldırıların sonucunda devletimizin verdiği mesajların etkisini yitirmesi ve yapılacak her türlü algı yönetimi harekatına karşı zayıf düşmemizi hedefleyeceklerdir.

En önemli husus kendi yaptığımız algı yönetiminin çöküşüdür, kendi mesaj kaynaklarımızın güvenirliliğini kaybetmesidir. Bu bizim savunma sistemimizi ortadan kaldırır. Tamamen dış etkiye açık hale geliriz.

Bu nedenle Algı yönetiminde mesajların zamanlaması, mesajın hazırlama ve koordinasyon konularında özen ve titizlik göstermenin yanı sıra, çok konuşma yerine ve etkili kanallardan tutarlı mesajlar vermek gerekir diye düşünmekteyim.

Doğru İnsanların beklenti ve ihtiyaçlarına; zaman ve mekâna göre değişebilmektedir. Halep için ülkemizde üzüntü ve yardım seferberliği varken, Şam'da sevinç ve zafer coşkusu vardır. Çünkü zaman, yer ve beklentiler farklıdır.

Gılgamış destanındaki değer yargı, beklentilere göre kahraman ve ejderha nasıl döneme göre farklı algılanıyorsa, Geçmişte verdiğimiz mesajların bugün farklı yorumlanabileceğini düşünmeliyiz.

Devlet olarak algı yönetimi yaparken, bize karşı yapılan Psikolojik harp, Bilgi harbi ve algı yönetiminin değişik tekniklerine karşı hazırlıklı olmalıyız. Her algı yönetiminde kullanılan mesajları irdelediğimiz gibi, tamamlayıcı ve destek mesajları da fark ederek, bütünü görebilmeliyiz. Algı yönetiminde vereceğimiz mesajlar ve görseller savunmayı sağlamalıdır. Bu zor dönemde Milli Birlik içinde olmak Algı yönetimi ile sağlanabilir.

Türkiye'de İlk defa pozitif ayırımcılıkla kadınlar için hazırlanmış liderlik programıdır.

Kadın, Güç ve liderlik Eğitimi için Tıklayınız.

Sorularınız için mail atabilirisiniz. Eğitim ve Toplantılarınızda beraber olmak dileklerimle hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

Fikret GÜZELLER

fikretguzeller@gmail.com