• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Ana Sayfaya Dönüş

En Çok Okunan Yazılarım


Yazılarım

Yorumlar

İletişim

Liyakat İlkesi ve Papağanın Gül Yağını Dökmesi

(gtag.js) 
 Mevlana’nın anlattığı hikâyelerde üzerinde durduğu temel konulardan biri anlamaktır. Anlamak için algılamak ve algılamak içinde ilgili konu hakkında temel veriye sahip olmak gereklidir.  Mevlana'nın anlattığı hikâyeleri her okuyan kendi bilgi birikimi ve bakış penceresine göre yorumlama yapabilmektedir.

Bakkalın sahip olduğu papağan ile yaşadıklarını anlattığı hikâyesine liyakat penceresinden baktığımızda çok güzel öğütlerin olduğunu görmekteyiz. Kırmızı renk ile mesneviden alıntı yapılan beyitlerde, bakkal yöneticiyi, kuş ise çalışanı sembolize etmektedir.

Bir bakkalın yeşil renkli, sesi konuşması her hali güzel bir papağanı vardı.

O, dükkânda bekçilik ederdi. Nüktesinden kendisini sevenler her zaman hoşlanırlardı.

O, insan gibi konuşurdu ve papağan gibi hareket etmede ustaydı.

Günümüzde, ehliyet, yeterlilik yani liyakat ilkesi, siyasette, özel sektörde ve kamu sektöründe de iyi yönetim ilkelerinin başında gelmektedir. Bu ilkeyi dilimizde liyakat ve ehliyet terimleri ile ifade etmekteyiz. Hikâyenin ilk bölümünde bakkala bekçi olarak papağanın görevlendiriyor. Papağanın niteliklerine baktığımızda güzelliği, tatlı dilli olması ve nüktedanlığı öne çıkmaktadır. Bunun yanı sıra bakkalın duygularını yorumladığımızda, kuşu çok sevdiğini anlıyoruz. Bakkalı bekçi olarak kuşu tayin ederken görevin niteliklerine göre seçim yapmamış ve kendi sevdiği için kuşu bekçi yapmıştır.

Günümüzde birçok kurumda gördüğümüz gibi güzel, yakışıklı, yağcı, dalkavuk, yöneticinin akrabası veya yöneticiyi etki altına alanların, belli makamlara getirilmesindeki yaklaşıma benzer biçimde papağan hiç hak etmediği ve niteliklerinin uygun olmadığı bir göreve getiriliyor. Liyakat ve yetkinlik bakımından bir yetersizlik söz konusudur.

Kuşu bekçi yaparken bakkalda ben duygusunun yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Ben duygusu ve bildiği kadarı ile karar vermiştir, süreçte kendisini mutlu edecek ve insanların sevgisi ile ilgisini çeken bir papağanı bekçi yapmış ve bu süreçte istişare yapmamıştır. Bu hikâye de bir diğer yetersizlik olarak değerlendirilebilecek husus ise bakkalın karar sürecindeki bilgi eksikliği ve karar verme becerisinin yetersizliğidir.

Bir gün bakkal papağanı dükkânda bırakıp evine gitti.

Ansızın bir kedi dükkânda bir fare görerek atıldı. Papağanın aklı başından gitti.

Can korkusu ile yukarı aşağı uçarken gül yağı şişesini kırdı.

Kedi ürünlere hiçbir zarar vermediği halde zarara neden olan kuştur. Bakkal dükkândan ayrıldığında bekçi olarak görevlendirilen kuşun niteliklerine uygun olarak bakkalın ürünlerini koruması gerekirken, niteliklerinin uygun olmaması nedeni ile başarılı olamamıştır.

Olaya kadar geçen süre içinde hiçbir sorun çıkmadan süreç ilerlemiştir ancak gün gelmiş ve nitelikler uygun olmadığı için bir başarısızlık söz konusu olmuş, bir bedel ödenmiştir.  Bedel ise dökülen gül yağıdır ve kaynak israfına yani zarara işaret etmektedir.

Hikâye de kuşun can korkusu ile paniğe kapılması, sağa ve sola bilinçsiz biçimde uçuşması doğrudan zarara neden olmuştur. Buradan çalışanın işe alım sürecinde düşünme ve karar verme becerisinin dikkate alınması gerektiğini anlıyoruz. Bir insanı veya hayvanı belli bir işe seçerken fiziki niteliklerinin yanı sıra düşünme, karar verme yetkinliği ile birlikte kriz yönetim becerisinin ayrı bir önem taşıdığı hikâyeden anlaşılmaktadır.

Bakkal evinden dükkânına geldi, eşyalarına bir baktı.

Gül yağının yerlere dökülmüş olduğunu görünce papağanı tekdir ile incitti.

Papağan günlerce konuşmadı, Bakkalda yaptığı işten pişman oldu.

"Keşke o zaman elin kırılsaydı da o tatlı dili incinmeseydi" dedi.

Papağan konuşsun diye dervişlere sadaka verdi. Adaklar adadı.

Bakkal şişenin kırılmasından ötürü kuşu sorumlu tutmuş ve onu cezalandırmıştır, yani bedel ödeyen kuş olmuştur. Kuş cezadan olumsuz etkilenerek motivasyonunu kaybetmiş ve konuşmayı kesmiştir. Yönetici burada kuşu cezalandırdığı için pişman olmuştur. Aslında gül yağına değil kuşun konuşmasını kesmesine daha çok bozulmuştur.

Bakkal (yönetici) cezalandırsa da kuşun konuşmaya devam etmesini beklemektedir. Kuşla iletişim kurmamasından çıkarım yaparak çareyi, çözümü dışarıda aradığı yorumunu yapabiliriz. Burada yönetici kendi beklentilerinin karşılanmasını öne almakta ve kuşun yani çalışanın duygu ve düşüncelerini dikkate almamaktadır.

Bu yaklaşım günümüzdeki yöneticilerin çalışanların yaptığı hatalardan dolayı doğrudan çalışanı sorumlu tutma, suçlama ve cezalandırması söz konusu olabilmektedir. Bu süreçte yöneticiler çalışanlara olumsuz davranabilmekte, bağırmakta, otorite ve güçlerini çalışana ve kurumdaki diğer insanlara sergileyebilmektedir. Bu yöntem ile çalışanın yanlış seçimini, ehliyet ve niteliklerin dikkate alınmadığı veya yanlış değerlendirmenin sorumluluğunu örttükleri düşünülebilir.

Bu süreçten sonra hiçbir şey olmamış gibi davranabilmektedirler. Bu kuşa sahibinin yaklaşımı ile ne kadar da benzerlik göstermektedir.

Ansızın pırıl pırıl tas gibi başında bir kıl olmayan cevlakinin biri geçti.

O anda papağan konuşmaya başladı. Ey başı yarılmış garip filan,

"Başındaki kel nedir?" "Gül yağı şişeni dökmüş gibi kederlisin" dedi.

O dikkatli kuşun haline, halini kıyas etmesi halkı güldürdü.

Kuşun farkındalığı yüksektir, çevresinde olanları görmektedir fakat kendi iç dünyasında olanları ve bunlara neden olan faktörleri analiz etmekte yetersiz kalmaktadır.

Burada papağanda kendi duygu durumunu anlayacak bir insan arayışı içinde olduğunu bununla birlikte konuya yalnızca ben duygusu ile baktığını anlıyoruz. İşe alım sürecinde ve devamında Bakkal ben duygusu ile davranmıştı. Burada yönetici ve çalışan yaşananlara hep ben duygusu ile bakmakta ve karşısındakini anlamak için duygudaşlık yapamamaktadırlar. Çift taraflı empati yoksunluğu söz konusudur.

Peygamberlerle eşit olduklarını, velilerin kendilerine benzediğini iddia ettiler.

"Onlar da insan, bizde insanız, hepimiz uykuya yemeğe, içmeğe muhtacız dediler.

O kör gönüller, aradaki farkı bilmediler,

İki arı aynı yerden gıda alır, birisinden zehir olur, birinden bal olur.

İki kamış sudan beslenir, biri şeker kamışıdır, Biri bomboş bir kamış

Kör gönüllü olmak, aklını ve bilgisini kullanamamak anlamına gelmektedir. Şeker kamışı ile boş kamışın özellikleri farklıdır. Birinden gıda olarak istifade ederken diğerinden sesine hayran olduğumuz ney yapılmaktadır. Burada önemli olan ne zaman ve hangi amaca uygun olarak üründen yararlanacağınız konusu öne çıkmaktadır. Zehir ilaç olarak kullanılacağı gibi öldürme amacı ile de kullanılabilmektedir. Bu yaklaşıma göre, bireyin sadece nefes alması yemesi, içmesi, düşünen ve konuşan birey olması diğer bireyler ile benzer olduğu anlamına gelmez. Her insan farklıdır.

Değerlendirme sürecinde görev tanım formunun etkin biçimde belirlenmesi daha sonra bu nitelikleri taşıyan kişiyi bu göreve getirmesidir. Göreve yanlış insan seçimi şeker kamışından ney yapılmasına benzetilebilir.

Hikâye de bakkal yani yönetici yanlış seçim yaparak, nitelikleri uygun olmayan kişiyi göreve atamış sonucunda kurum zarar görmüştür. Belki yıllar boyunca bu yanlış seçimin hiçbir zararı olmayabilir fakat öyle bir gün gelir ki şişenin kırılmasında olduğu gibi verilen yanlış kararın geri dönülemez veya telafi edilemez sonuçları kurum ve yöneticiler için söz konusu olabilir.

Bu hikâye de kurumun zararı yağın dökülmesi ile çalışan olarak bakkalın kişisel olumsuz etkilenmesi söz konusudur. Bununla birlikte mağdur ise kuş olarak sembolleştirilen çalışandır.

Liyakat ve ehliyet ilkesine uygun yapılmayan görevlendirmelerde günün birinde bir bedel ödenmesi söz konusu olabilecektir. Bunları kuruma, çalışanlara ve mağdura olan olumsuz etkileri olarak sınıflandırılabiliriz. Bunların bazı etkileri, isteklendirme kaybı, insan gücü kaybı, para, zaman veya hedeflere ulaşamamak şeklinde olabilir.

Başarısız olunacağı ön görüsü olan yöneticiler tarafından tahmin edilebilir. Yanlış ve yetersiz insanlar ile yapılan çalışmaların sonucunda elde edilen başarısızlık esasında yanlış seçim yapan yöneticinin başarısızlığıdır.

"Zafer genellikle daha iyi eğitilmiş yöneticiler ve adamlardan oluşan orduya gider." Sun TZU, Yönetici doğru insanlarla ve eğitim ile başarıya ulaşılacağını açıkça ifade etmektedir.

Mevlana'nın hikâyeyi kaleme alınmasından 700 yıl geçmesine rağmen yönetim ilkeleri ve insan ilişkilerinin sonuçları değişmemiştir.

Hiyerarşi ve süreçlerde liyakat ve ehliyet ilkesine göre seçilen her insan duvarı oluşturan bir tuğla gibidir. Doğru ölçülerdeki tuğlalar, yani liyakat ve ehliyet ilkesine uygun seçilenler, duvarın ayakta kalmasını sağlar. Liyakat ilkesine göre seçilmeyen insanlar, duvardan çıktıkça, duvar çürüyecek, sağlamlığını yitirecek ve kurumun yıkılacağı gün yaklaşacaktır. Liyakat sistemini yıkanlar, bir gün o yıkımın altında kalırlar.

Önce bedeli kuşlar öder ancak öyle bir gün gelir ki bedeli kuşu seçenler ve bu seçimden etkilenen kurum da öder.

Hikâyeden alınan derslerden çıkarımla, şu soruları kendinize sorunuz?

Sizin kurumunuzda Kim Bakkal ve Kim Kuş?

Şirket veya Kurumunuzda Kuş ve Bakkal ilişkinin kurulmasının sebepleri ve bu seçimin muhtemel sonuçları ne olabilir?

Lütfen cevaplarınızı yazılı olarak hazırlayınız ve analiziniz kendinize saklayınız.

Saygılarımla

Fikret GÜZELLER